Son günlerde bazı ilahiyatçıların sorular üzerine verdikleri veya verildiği iddia edilen cevaplar üzerinden hemen İslâm’a saldırı kampanyası başlatıldı.

Sorulan sorulara verilen cevapların doğruluğunu yanlışlığını, cevap verenlerin yetkinliğini değerlendirmek beni aşar.

Fırsatı ganimet bilip İslâm’a karşı saldırıya geçen kötü niyetlileri de aşar.

Dini konular lehte ve aleyhte fikri ve ilmi olanlar arasında tartışılıp sonuca bağlanması gereken hususlardır. Esas olarak da toplumda cevap bekleyen sorulara fetva makamı olarak cevap bulma işi de Diyanet İşleri Bakanlığınındır.

Nitekim Sayın Cumhurbaşkanımız da “Diyanet İşleri Başkanlığımız, ilahiyatçılarımız, İlahiyat Fakültelerimiz bu konuda bir araya gelip istişareleri ile şuraları ile gereken cevabı bunlara vermeli. Meydanı da boş bırakmamalı” diyerek dini konuların ilmi platformlarda sonuca bağlanması gerektiğini belirtmiştir.

İnsanların dini konularda yaşadıkları tereddütlerin, soruların, sorunların çözüm yeri televizyonlar, magazin programları, kadın programları, yemek programları olmamalıdır.

Bazen izlemişliğim var ve her seferinde acayip rahatsız oluyorum.

Bilmiyorum siz ne hissediyorsunuz insanların mahremiyetlerinin, ahval-i şahsiyelerinin, karı-koca, gelin-kaynana, ana-kız, baba-oğul anlaşmazlıklarının canlı sovlarla, canlı telefon bağlantıları ile milyonların önünde tartışılarak kimin günaha girdiğinin, kimin cehennemlik olacağının tartışılmasını.

Elbette ki insanların dini konularda takıldıkları konuları güvenilir din alimlerinden öğrenmeleri lazımdır.

Ama onların kendi aralarındaki en mahrem anlaşmazlıkların milyonların önünde tartışılması hem o insanların mahremiyetlerine saygısızlıktır hem de ayıpların örtülmesi emrine aykırı bir durumdur.

“O insanlar da oralara çıkıp anlatmasınlar” diyenler çıkabilir.

Ama bazı insanların içerisindeki bulundukları psikolojik durum nedeniyle canlı bağlantılarda mahrem durumlarını anlatma reddesine gelmiş olmalarından yararlanarak onların üzerinden reyting beklemek de ahlaki bir tutum değil kanaatime göre insanların zayıf durumlarının istismarıdır.

Ve ben inanıyorum ki eğer bu programlar reyting alıyorsa insanların dini bilgilere olan açlığından değil, dedikodu düşkünlüğünden insanların birbirlerinin ayıplarını araştırma öğrenme merakından kaynaklanıyordur.

Elbette genele şamil olabilecek fetvalar toplumun öğrenmesi gereken kurallar vardır. Ama bunları illaki birilerinin mahrem problemlerini dinleyerek öğrenmek zorunda değiliz.

Aslında bu programlarda soru soranların çoğu da bir şey öğrenme amacıyla değil kendilerine yapılan ya da yapıldığını düşündükleri bir haksızlığı bir din adamına teyid ettirme isteğiyle soruyorlar.

Soruların genelinden de bu anlaşılıyor.

Hukukta bir kural vardır.

Birden fazla kişiyi ilgilendiren bir hususta taraflardan sadece birini dinleyerek hüküm verilmez.

Her iki tarafın da dinlenerek karar verilmesi gerekir.

Nitekim biri aleyhine bir dava açsanız hakim karşı tarafın savunmasını almadan hüküm veremez.

Aynı durum aslında dini konularda da geçerlidir.

“İsmini söylemek istemeyen” seyircilerin televizyonda kocasının, karısının, kaynanasının, gelininin, komşusun yaptıklarından şikayetle bunların caiz olup olmadığını soruyorsa soruya konu olan kişiyi dinlemeden sadece soran kişinin ifadesine göre caizdir ya da değildir demek, varsayımlar üzerinden o anda orada olmayan kişinin vebale girip girmediğini söylemek doğru sonuçlara götürmez sadece soran kişinin intikam hislerine yardımcı olur.

İnsanlar kendi yaptıkları bir şeyin doğru olup olmadığını soruyorlarsa karşı taraf olmadığı için kişinin anlattığına göre cevap verilebilir ama “ismini söylemek istemeyen” bir izleyici “filan kişi bana şöyle kötü muamelede bulundu kesin günaha girmiştir değil mi hocam” diye soruyorsa soruya konu kişiyi dinlemeden cevap verilmesi hatta olur mu öyle şey diyerek celallenilmesi sadece seyirci celbedecek hareketlerdir.

Ancak usul ne olursa olsun bütün bu konuların milyonların önünde değil doktor-hasta, avukat-müvekkil mahremiyeti gibi mahremiyet içerisinde olmalıdır.

Ve insanımız da dini konularda tereddüt yaşadığında nereye gideceği açıkça gösterilmelidir.

Vatandaş dini konularla ilgili bir tereddüdü olduğundan gidip tereddüdünün cevabını almalı ve mahremiyete de riayet edilmelidir.

Toplumun genelinin bilgilendirilmesi gereken konular olursa da yukarıda belirtildiği üzere Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesinde ilim sahibi alimler tarafından müzakere edilerek sonuca bağlanır ve kamuoyuna duyurulur.

Ama magazin programı tarzında ne insanların özel hayatlarını dinlemek zorundayız ne de onlara özel verilen spontane fetvaları ve sonrasında bunların yansımalarını.

*** Son zamanlarda bazı yerlerde boy gösterip folklor gösterisi tarzında zikir halkası oluşturmak için sahne alanlar olmaya başladı.

Allah’ın emirleri bellidir. Peygamber efendimizin sünneti bellidir. Farz, vacib sünnet olan ibadetler bellidir. Bunun dışında sokak ortasında umumi yerlerde raksedenlerin rakslarının Allah için olmadığı da gün gibi ortadadır.

Her hassas dönemde ortaya fırlayıp ajitasyon yapan grublar! Karanlık yuvalarınıza dönün, daha doğrusu aklınızı başınıza alın tövbe edin. Kulluk yapacaksanız Allah nasıl kulluk yapacağınız Kuran-ı Azimüşşanda bildirmiş.

Peygamber efendimiz de sünnetiyle göstermiş. Yeter bu milleti bidatlerle hurafelerle kandırdığınız. Vesselam.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.