Siyaset tabii ki siyasetçilerin işidir.

Siyasetçiler projelerini, fikirlerini, ülke için düşündüklerini ellerindeki imkanları kullanarak millete anlatarak güvenlerini kazanmaya ve bu şekilde oylarını alarak iktidara ulaşmaya çalışırlar.

Bu yolda yeri gelir siyasi rakiplerinin başarısızlıklarını, çapsızlıklarını, hatalarını, eksiklerini ortaya koyarak halkın onlardan yüz çevirmesini sağlamaya çalışırlar.

Ama her şeyi hukuki sınırlar içerisinde yaparlar/yapmaları gerekir.

Siyasetçiler, yasama organında kabul edip yürürlüğe koydukları kanunlar çerçevesinde siyaset yaptıkları sürece demokrasiye hizmet ederler.

Ancak; kimliği, kişiliği, nereye hizmet ettiği belli olmayan kişiler, sosyal medyada kamufle olmuş ipi kimin elinde olduğu belli olmayan odaklar, kamu kurumlarında yuvalanmış görevleri gereği bağımsız ve özellikle tarafsız olmaları gereken kamu görevlileri, dini kimliği olan ve kendisini cemaat, tarikat olarak isimlendiren yapılar, hiçbir kanuni ve ahlaki kural tanımadan siyasete dahil oldukları zaman artık ona siyaset denilemez.

Hele demokratik siyaset hiç denilemez. Bir de bu karanlık oluşumlar; kanun dışı, ahlak dışı, insanlık dışı, din dışı yani hiçbir ölçüye sığmayan vahşi yöntemlerle insanların yatak odalarına kadar girip bütün hayatlarını “tape”lere kaydederek, yeri geldikçe bunları sosyal medyada servis ederek, şantaj yaparak, yetmedi montaj yaparak, yani her türlü insani ve hukuki kuralı hiçe sayarak siyasete müdahale etmeye çalışırlarsa artık bu yapılanlara siyasetten başka her türlü isim verilebilir.

Demokrasiye müdahale denilir.

Darbe teşebbüsü denilir. Demokrasi düşmanlığı denilir. Halk düşmanlığı denilir. Yıkıcılık denilir. Vahşilik denilir. İnsan hak ve özgürlüklerini ve özel hayatın mahremiyetini hiçe saymak denilir Ama hiçbir şekilde bu yapılanlara siyaset denilmez.

Biliyorum birileri “ama yolsuzluklar ortaya çıkıyor” diyecekler. Ortaya çıkan bir şey varsa o da birilerinin ülke için nasıl bir tehlike haline geldiğidir.

Ve bunlar bir şekilde devleti ele geçirdiğinde vatandaşa ne yapacaklarıdır. Düşünün; bu yapı -her kimse- iktidarı ele geçirdiğinde kimsenin özel hayatı kalmayacak. Geçmişte kalan demirperde ülkeleri rejimini bile mumla aratacaklar.

Hepimizin hayatı “kiramen-katibin” rolüne soyunmuş bir yapı tarafından dakika dakika kayda alınıp arşivlenecek, lazım oldukça kullanılacak. Resmi siyasetçi kimliğine sahip olanların bu yapı tarafından üretilmiş malzemeleri kullanarak rakiplerini yıpratmaya çalışması da siyaset değildir.

Çünkü doğruluğu yanlışlığı anlaşılmayan, suç işlenerek, temel insan hak ve hürriyetleri ayaklar altına alınarak elde edilen/üretilen ve bu haliyle doğru bile olsa mahkemelerde delil değeri bulunmayan malzemeleri başarısızlıklarını gizlemek için can havliyle hiç çekinmeden kullananlardan yarın iktidar olduklarında halkın hakkına riayet etmelerini, insan hak ve hürriyetlerine saygılı olmalarını beklemek imkansızdır.

Dolayısıyla bu gün özgürlük diye haykıranların insanların özgürlükleri hiçe sayılarak dinlenmesine, izlenmesine göz yummaları bırakın göz yummayı sevinmeleri ve bu günahın meyvelerini iştahla dişlemeleri geçmişteki insan hak ve özgürlüklerini hiçe sayan uygulamalarını tekrarlamayacakları yönünde bir güven telkin etmemektedir. “İyi de yolsuzluklar ortaya çıkmasın mı?” Diyenlere tek bir şey söylenebilir. Elbette ki ortaya çıkmalıdır.

Bu milletin bir kuruşuna tamah eden olmuşsa, yaptığının karşılığı ne ise ödemelidir.

Ama hukukun gösterdiği yollar takip edilerek. Anlaşılan odur ki bu gün ortaya atılan kayıtlar yolsuzlukları ortaya çıkarma amaçlı değil siyaseti dizayn etme amaçlıdır.

Eğer yolsuzlukları ortaya çıkarma amaçlı olsaydı bu gün bütün bunlar kamuoyunda tartışılmaz, mahkemelerde müzakere edilirdi. Ancak varsa bile bütün veriler kanun dışı yollarla elde edilip siyasete malzeme yapılarak işe yaramaz hale getirilmiş ve delil değerini kaybetmiştir.

Ve bilinmesi gereken son şey; yasamanın, yürütmenin, yargının yani bütün kurumların hakemi olan milli iradenin, yani halkın bütün olayları izleyip değerlendirdiği ve not verdiğidir. Ve halkın takdir ettiği notu sağlıklı bir şekilde göstereceği yegane yer de sandıktır.

Geçmiş darbe dönemlerine ve sonrasına baktığımızda da görüyoruz ki halk takdirini hep demokrasiden yana kullanmış ve kendisini tabiri caizse “aptal” yerine koyarak yönlendirmeye, demokrasi dışı yollara çekmeye çalışanları sandığa gömmüştür. Siyasetçilere tavsiyem, karanlıklarda yuvalanmış demokrasi düşmanlarının sundukları gösterişli ama zehirli elmalara itibar etmemeleridir.

Bu gün çok lezzetli ve çekici gelebilir ama inanın seçim sandığını tabutunuz haline getirmekten başka bir işe yaramayacaktır.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.