Nazım Hikmet Ran'ı bilmeyen yoktur.

Kimi sever kimi sevmez ama herkes tanır, bilir. Ben şahsen sevmem. Şahsından dolayı değil tabii. Ama fikir olarak, ideoloji olarak bana hitap eden biri değildir.

Mayasında az buçuk solculuk bulunan herkesin idolüdür.

Ondan bahsedildiği zaman gözleri buğulanır, sesleri çatallaşır ve akıllarına onun trajik yaşantısı, ülkesi dışında vatanına hasret hayata gözlerini yumuşu gelir ve,

“Yoldaşlar, ölürsem o günden önce yani,

- öyle gibi de görünüyor

- Anadolu'da bir köy mezarlığına gömün beni ve de uyarına gelirse,

tepemde bir de çınar olursa taş maş da istemez hani...”
dizeleri dökülür dillerinden.

Tabii bu acıklı tablo içerisinde kimsenin aklına Nazım Hikmet'in yaşam kronolojisi gelmez. Nazım ne zaman yargılanmış, kimin zamanında hapse atılmış, Sovyetler Birliği'ne kaçtığında hangi parti iktidarmış kimse aklına getirmez, akla gelirse de bir el hareketiyle bilinçaltına itiliverir. “Nereden çıktı bu Nazım Hikmet meselesi durduk yerde?” diyeceksiniz belki de.

Malum Sayın Kılıçdaroğlu, Sayın Başbakanın Ahmet Kaya'dan bahsetmesi üzerine: “Ahmet Kaya yaşasaydı Gezi Eylemcilerinin yanında olurdu ve şimdi hapisteydi.” demiş.

Aynı konuşma içerisinde: “Büyük sanatçı Ahmet Kaya'nın türkülerini büyük bir hüzünle, büyük bir keyifle dinleriz. Paris'te sosyalist enternasyonel toplantısında mezarını ziyaret etmiştim. Hüzün ile ayrılmıştı ülkesinden, giderken çok eleştirilmişti, ama o bir devrimci, bir müzisyen, bir sanatçıydı.

Zulme uğrayanların yanındaydı, 12 Eylül'den sonra hapiste işkence görenlerin sesi oldu. Haksızlığa hukuksuzluğa direndi. Mücadele etti. Onu saygın kılan zalimin değil mazlumun yanında durmasıydı. Mağrurca yoluna devam etti. Ben devrimciyim, kimliğim var dedi. Halkın çıkarlarını savunurum diyordu. İktidar yalakasından sanatçı çıkmaz bunu biliyordu.” sözlerini sarfetmiş. Dün yerin dibine soktukları Ahmet Kaya'yı göklere çıkarırken Şivan Perwer'e de vermiş veriştirmiş.

Bu konuşmalar üzerine de Sayın Bülent Arınç “Bugün Şivan'a karşı kimsenin söz söylemeye hakkı yok. Uludere'de yaşanan acı bir hadisedir. Ama Kılıçdaroğlu'nun istismar etmemesi lazım.

Ahmet Kaya Başbakanımızın mahkum edildiği bir zamanda yalnız bırakmayan özgürlük aşığı bir insandı. Ahmet Kaya kendi başına gelen sıkıntıları, Başbakan'a gösterilen sıkıntıları kendi nefsinde hissetmiş ve sahiplenmişti. Ahmet Kaya'yı Kılıçdaroğlu hiç ağzına almasın. Nazım Hikmet'i de almasın. Nazım'ı gönderenler o dönemin tek parti dönemiydi. Ağzımı açtırmayın bana...”
demiş.

İsterseniz birilerinin devamlı üstünü örtmeye çalıştığı geçmişi deşeleyelim biraz.

Nazım Hikmet'ten başlayalım. Nazım hikmet şiir ve yazılarından dolayı 1925 yılında on beş yıl hapis istemiyle yargılanmaya başlar ve bu nedenle daha önce de bulunduğu Sovyetler Birliği'ne kaçar.

1928 yılında çıkan af ile tekrar yurda döner, 1925, 1927, 1928, 1931, 1933, 1936 ve 1938 yıllarında hakkında 11 ceza davası açılır ve 1938 yılında yirmi sekiz yıl hapis cezasına çarptırılır. 12 sene süren tutukluluktan sonra askere alınacağı ve öldürüleceği endişesiyle 1950 yılında tekrar sovyetler birliğine kaçar ve 1951 yılında vatandaşlıktan çıkarılır. 1963 yılında da Rusya'da ölür.

Bu tarihlere baktığımızda görüyoruz ki; Nazım Hikmet o günkü adıyla Cumhuriyet Halk Fırkası (CHF) olan CHP'nin tek parti iktidarı döneminde devamlı takibata maruz kalmış, yargılanmış ve mahkum edilmiş ve en sonunda Rusya'ya adeta sürgün edilmiştir.

Sadece vatandaşlıktan çıkarılması DP iktidarı dönemine rastgelmiştir. Bu gün bakıyorsunuz Nazım Hikmet'in adını ağızlarından düşürmeyenler, Nazım'la yatıp Nazım'la kalkanlar, genelde bir şekilde CHP ile yolu kesişmiş olanlar.

Nazım Hikmet etkinlikleri düzenlerler, yaptıkları kültür merkezlerine, diğer başka tesislere Nazım Hikmet adını verirler, heykellerini dikerler. İşte 11 Temmuz 2011 tarihli bir haber: “Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Ataşehir Belediye Başkanı Battal İlgezdi ile birlikte Ataşehir Belediyesi Nazım Hikmet Parkı ve Heykelinin açılışını yaptı.” CHP'li belediyelerin Nazım Hikmet isimli epey bir icraatı var.

Peki geçmişte Nazım'a yapılanlarla ilgili bir pişmanlık belirtisi göstermişler midir? Kamuoyuna bir özür beyanında bulunmuşlar mıdır? Biz ona haksızlık yapmışız hata yapmışız demişler midir?

Ben hatırlamıyorum. Sanki gökten birileri gelmiş Nazım Hikmet'i yargılamış CHF'den habersiz hapse tıkmış sonra da uçan daireleri ile gelip onu almışlar ve Sovyetlere götürüp tundranın ortasına bırakmışlar gibi ardından ağıt yakıyorlar, mersiyeler, övgüler diziyorlar.

Peki bu kadar sevdikleri, değer verdikleri adam için en azından itibarını iade anlamında bir girişimde bulunuyorlar mı?

Hayır. Kim yapıyor bunu? Bu gün her fırsatta diktatörlükle, haksızlıkla, adaletsizlikle, partizanlıkla suçladıları Ak Parti yapıyor. Bakanlar Kurulu 5.1.2009 tarihinde aldığı kararla Nazım Hikmet Ran'ı 58 yıl sonra tekrar Türk vatandaşlığın alıyor.

Aynen Nazım Hikmet de olduğu gibi CHP lideri Sayın Kılıçdaroğlu bu gün de Ahmet KAYA'ya methiyeler düzüyor. Paris'te sosyalist enternasyonal toplantısında mezarını da ziyeret etmiş. Tamam, 60-70 yıl önce olanları unuttular diyelim ama 15 yıl öncesini de mi unutuverdiler hemen.

10 Şubat 1999'da Magazin Gazetecileri Derneği'nin ödül töreninde Ahmet Kaya'ya yaşatılanlarda hükümet kim? Merhum Bülent Ecevit'in Başbakanı olduğu Demokratik Sol Parti azınlık hükümeti.

Bazı Gazetelerin sonradan asılsız olduğu anlaşılan haberlerine dayanılarak aynı yıl "Bölücü PKK örgütüne yardım ve yataklık yaptığı ve halkı ırk farklılığı gözeterek kin ve düşmanlığa tahrik ettiği" iddiasıyla hakkında DGM'de 10.5 yıl ağır hapis istemiyle iki ayrı dava açılır ve bunun üzerine 16 Haziran 1999'da Türkiye'den kaçar.

Kaçtığı tarihte de yine merhum Bülent Ecevit'in Başbakanı olduğu DSP-ANAP-MHP hükümeti iktidardadır. O zamanlar Sayın Kılıçdaroğlu nerededir ne yapıyordur çok araştırmadım ama sonuçta yıllarca CHP içinde faaliyet göstermiş genel başkanlık yapmış üstelik şair ve gazeteci olan paritisinin adında “SOL” kelimesi olan merhum Bülent Ecevit başbakandır.

Bu güne bakıyorsunuz aynen Nazım Hikmet de olduğu gibi sanki iyi saatte olsunlar gelmişler Ahmet KAYA'yı protesto etmişler, bir tür sosyal linçe tabi tutmuşlar sonra da anında Fransa'ya ışınlamışlar ve bunda “SOL”un hiç dahli yokmuş gibi Ahmet KAYA'ya ağıt yakıyorlar ve Fransa'da kabirini ziyaret için sıraya giriyorlar.

Kendini solda görenlerdeki bir yetenek beni mest ediyor. Geçmişten unutmak istedikleri kısmı hemen unutuveriyorlar. Sadece kendilerini mutlu edecek, kendilerine gaz verecek kısımları hatırlıyorlar. Nazım'ın şiirleriyle, Ahmet Kaya'nın şarkılarıyla mest olup galeyana geliyorlar ama onlara yaptıklarını hiç mi hiç hatırlamıyorlar.

Hani bu günlerde sayın Kılıçdaroğlu Şivan Perwer'e bir dolu ağır laf etti ya. Eminim aradan bir on yıl geçince bu sefer de: “Şivan'da bizdendir, bu gün burada olsaydı kesin bizimle olurdu.” tarzında nutuklar atacaklardır.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.