Teröristler ODTÜ’de Yuvalanmışlar

Okumaya değil, adeta birileri adına “savaşmaya” gelenler, ODTÜ’de çirkin görüntüler sahneledi. 

08 Ocak 2013 Salı 11:45
Teröristler ODTÜ’de Yuvalanmışlar

 

Başbakan Erdoğan’ı hedefleyen şiddet eylemleri, üniversitelerdeki yasadışı yapılanmaları yeniden gündeme getirdi.
 
 
ODTÜ özelinde üniversite olaylarını Yeni Akit Gazetesine değerlendieren Alperen Ocakları Genel Başkanı avukat Serkan Tüzün çarpıcı açıklamalrda bulundu.
 
  Tahsilini Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde tamamlayan Tüzün’ün bizzat yaşadıkları, yoruma mahal bırakmayacak nitelikte. Defalarca saldırıya uğrayan ve bu saldırılar neticesinde ağır yaralanan Tüzün’ün verdiği bilgiler, “hücre” evlerinde beyni yıkanan öğrencilerin üniversitelerde nasıl korku imparatorluğu oluşturduğunu, ailelerinin binbir zahmetle okula yolladığı farklı fikirdeki öğrencilerin eğitim hakkını nasıl gasp ettiklerini ve üniversite yönetimlerinin terör estiren sol gruplara verdiği desteği gözler önüne serdi. İşte Sayın Serkan Tüzün’le yaptığımız o dikkat çekici röportaj:
 
YÖNETİM ONLARI DESTEKLİYOR
 
Milli uydumuz Göktürk-2’nin uzaya gönderilişi töreni esnasında ODTÜ’de toplanan marjinal sol gruplar, ortalığı savaş alanına çevirdi. O çirkin görüntüleri nasıl değerlendiriyorsunuz?
 
Bunlar sadece Göktürk-2’nin uzaya fırlatılması vesilesiyle ortaya çıkmış gruplar değil. Yıllardan beri sistematik olarak ODTÜ, Ankara Üniversitesi Hukuk, Siyasal, Eğitim, İletişim Fakültesi’nde öğrencilerin belleklerine burada sol grupların hakimiyeti vardır, sol grupların dışında kimse program yapamaz, burada sadece PKK sempatizanları gösteri yapabilir; onun dışındaki hiçbir grubun örgütlü bir şekilde faaliyet gösterilmesine izin verilmez şeklinde bir psikolojik alt yapı oluşturuldu.
O sol grupların zihnine burada sizin hakimiyetiniz var algısını kim yerleştiriyor?
 
Birinci mesul üniversite rektörleri ve fakülte dekanları. Çünkü mesuliyet onlara ait. Ankara Hukuk Fakültesi’nde okurken defalarca bu tip üniversite kavgalarına şahit oldum. Her zaman bizim görüşümüze sahip, milli-manevi hassasiyeti olan gençlerin oluşturmuş oldukları gruplar, mağdur pozisyonunda ve savunma durumunda olmasına rağmen işte bizi faşist, kavgacı bu tip yaftalamalarla suçladılar. Fakat her zaman bunun tersi cereyan etti. Basının bu konuda objektif haber yapmamasından dolayı da bunlar hep mağdur edebiyatını oynadılar. Devamlı özgürlükler lehine slogan atmalarına rağmen, kendilerinden farklı hiçbir düşüncenin üniversitede yer almasına müsaade etmeyen gruplardır bunlar.
 
Medya da sırtlarını mı sıvazlamış oluyor, yani sizi suçlu göstererek?
 
Evet medya yanlı. Üniversite yönetimleri de bunlara karşı tedbir almıyor. Bunlar çıkarttıkları hiçbir kavgada ne dekanlık tarafından ne de üniversite yönetimi tarafından herhangi bir cezaya çarptırılmazlar. Bunun vermiş olduğu rahatlıkla da hareket ederler.
 
Neden ceza verilmez bunlara?
 
Üniversite ve fakülte yönetimlerinin yanlı tutumlarından dolayı bu gruplara bir şey yapılmaz. Cezai müeyyideyle kolay kolay karşı karşıya kalmazlar. Zaten bunun vermiş olduğu cesaretle de çok rahat bir şekilde üniversite içerisinde örgütlenebilmektedirler. Aksi bir tutum olmuş olsa zaten bu kadar yoğun ve rahat bir şekilde üniversitede terör eylemlerini aratmayacak şekilde davranmaları söz konusu olamaz.
Yani üniversite yönetimleri bunları destekliyor mu, zımnen de olsa?
Evet. Gerekli olan tedbiri almıyorlar, gerekli olan cezaları bu öğrencilere uygulamıyorlar.
 
DEKAN ‘OKULA GELMEYİN’ DEDİ
 
Peki bu olayları çıkaranlar, polise saldıranlar sol gruplar değil de Alperenler, başörtüsü mağdurları olsaydı ne olurdu? Üniversite yönetimi, medya nasıl bir tavır alırdı?
 
Kesinlikle bizim arkadaşlarımızı mağdur değil, kavgacı, baskıcı, üniversiteleri karıştırmak isteyenler olarak değerlendirirlerdi ve böyle haber yaparlardı. Yobaz, faşist olarak adlandırılırdık. Fakat bu arkadaşlar söz konusu olduğu zaman sanki özgürlükleri kullanmaya çalışan, protesto haklarını yasal çerçevede kullanmaya çalışan idealist bir gençlik gibi gösterilmeye çalışılıyor. Hepsi sanki birer kahramanmış gibi kamuoyuna yansıtılmaya çalışılıyor.
 
Gerçekten öyle mi? Bu ODTÜ’deki olaylara normal öğrenci protestosu diyebilir miyiz?
 
Kesinlikle değil. Şimdi Ankara Hukuk Fakültesi ve ODTÜ’de emniyet güçlerinin yapmış olduğu birçok operasyon neticesinde bunların bir çoğunun KCK, sol örgüt mensubu olduğu tespit edilmiştir. KCK dosyasından dolayı içlerinde gözaltına alınan, tutuklanan bir sürü kişi var. Hiçbirisi yasal, legal siyasi bir partinin veya örgütün üyesi değil.
 
Yasadışı örgütler içerisinde faaliyet gösterdikleri tespit edildiğine göre o zaman niye bunlara karşı gerekli önlemler alınmıyor?
 
İşte bu konudaki en önemli sorumluluk üniversite, fakülte yönetimine ait. Öcalan posterlerinin asıldığı kantinler var memlekette. Bunun içerisinde ODTÜ de vardır. İki sene önce ODTÜ’deki meydanın ortasına “Biji Apo”, “PKK” yazan grupla bu grup aynıdır.
 
Esasen farklı gibi gösterilmiş olsa da bu grup aynı gruptur. Bunların birçoğu PKK sempatizanıdır, KCK mensubudur. Bunların birçoğu hücre evlerinde kalmaktadırlar. Fakat fakülte yönetiminin bunlara bir hareket alanı oluşturmasından dolayı üniversite içerisinde yoğun bir şekilde örgütlenebilmekte, diğer öğrencileri baskı altına alabilmekte, birçok muhafazakar, maneviyatçı, milliyetçi arkadaşın da eğitim hayatına devam etmesini engellemektedirler. Ankara Hukuk Fakültesi’nde okurken defalarca saldırıya maruz kaldım. Dekanın bana vermiş olduğu cevap şuydu: “Okula gelmeyin o zaman. Ben sizin güvenliğinizi sağlayamam. Sınav zamanı gelin. Sınav zamanında polis eşliğinde sınavlarınıza katılırsınız’ dedi.
 
Direkt bu cevabı mı verdi size?
 
Evet bu cevabı vermişti. Okula gelmememizi tavsiye etti. Biz de kendisine dedik ki: “Bir hukuk fakültesi dekanının bunu söylemeye hakkı yok. O zaman sizin dekanlığınızın bir meşruiyeti de kalmıyor. Bizim eğitim hayatımıza devam etmemizi sağlamanız lazım.” Fakat kendisi direkt ‘okula gelmeyin’ dedi.
 
Neden güvenliğinizi sağlayamıyormuş? O zaman o koltukta işi ne?
 
Nedeni fakülte yönetimi genelde bu tip arkadaşları, sol gruba mensup arkadaşları desteklediği için polisin içeriye girmesine izin vermiyor. Onlar da içeride istedikleri gibi bir baskı ortamı, terör ortamı oluşturabilmektedirler.
 
Bu sol gruplar nasıl bir hücre evinde kalıyor? Hücre evini biraz açar mısınız?
 
15-20 tane üniversite öğrencisi bir evin içerisinde, evlerinde de genelde sallamalar, sopalar, örgüt broşürleri… Emniyetin yaptığı bir çok operasyonda da bunların ele geçirildiğini göreceksiniz. Bu şekilde bir yapılanma içerisindeler. Bunlar o evlerde ideolojik eğitim alırlar, örgüt propagandası yapılır.
 
O evler sol terör örgütlerine mi bağlı?
 
Tabii. Zaten bunların genelde hitap ettikleri, birinci sınıftan itibaren doğudan gelen, maddi durumu iyi olmayan öğrencileri, onlara kalacak yer temini, maddi destek vermek vaadiyle kandırıp bu grupların çevresine dahil ederler. Onları kullanırlar.
 
HEM SUÇLU HEM GÜÇLÜLER
 
 
ODTÜ’lü bir öğrenci Başbakan’a gönderdiği mektupta, sol grupların farklı fikirdeki öğrencilere şiddet uyguladığını ve can güvenliklerinin olmadığını söyledi. Sizin üyelerinizin üniversitelerde baskıya maruz kaldığı oluyor mu? Size intikal eden örnekler var mı?
 
Kendi fakültem olduğu için özellikle şu örneği vermek istiyorum: Ankara Hukuk Fakültesi’nde bizim arkadaşlarımızın da davetli olduğu, Borçlar Hukuku sempozyumu adı altında düzenlenen ve hiçbir siyasi içeriği olmayan bir programa bile sallama, sopa, soda şişeleriyle saldırıda bulundular. Sempozyumu basarak “Faşistler buradan defolun.
 
Üniversitede sizleri istemiyoruz” diyorlar. Salonunun içerisine soda şişeleri fırlatmak suretiyle programı engelliyorlar. Daha sonra emniyet mensupları geliyor. İçeridekilerin can güvenliğini sağlayarak dışarıya çıkmaları sağlanıyor.
 
Yaralanmalar oldu mu?
 
Bir öğrencinin dişi kırıldı. Yaralanan birçok arkadaşımız oldu. Akabinde de bu gündemdeki olayda olduğu gibi, sanki kendileri mağdurmuş gibi, sanki birileri gelip üniversitede olay çıkarıyormuş gibi yansıtarak bildiri dağıttılar. İşte ‘okulumuzda gelen Alperen Ocaklılar bize saldırdılar, bizleri darp ettiler’diye.
Hem kendileri saldırıyorlar hem de kendilerini mağdur olarak gösteriyorlar öyle mi?
Yine bizi suçladılar. Aynı şekilde Dil Tarih Coğrafya Fakültesi’nde de buna benzer birçok olay oldu. Yani bunlar üniversitelerde de bunun propagandasını çok iyi yapıyorlar. Medyada bunların propagandası çok iyi yer alıyor.
 
BEYİN ZARIM YIRTILDI
 
Siz de Ankara Üniversitesi’nde öğrenciydiniz. Aynı şeyleri yaşadınız sanırım?
Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde beni iki defa darp ettiler.
Suçunuz neydi? Hangi sebepten dolayı sizi darp ettiler?
 
Hiçbir suçum yok. Mecburen üniversiteye de çok devam edemiyorduk. Bunlardan dolayı eğitim hayatımızı da sağlıklı bir şekilde devam ettiremedik. Sınavlardan sınavlara üniversiteye geliyordum.
 
Bu baskılardan dolayı mı üniversiteye gelemiyordunuz?
 
Evet baskılardan dolayı. Çünkü okula girdiğimiz anda direkt bu grup toplanarak bize saldırıp darp ediyordu. Üniversiteye girmemize izin vermiyordu. Fakülte yönetimi de eğitim hayatımıza devam etmemiz için hiçbir önlem almıyordu.
 
Yine böyle sınav zamanı mecburen okula gidiyorduk. Sınava girdim. Sınav çıkışında kalabalık bir grup sol görüşlü öğrenci tarafından darp edildim. Bu şahıslar adam öldürmeye teşebbüsten de yargılandılar. 6 ay tedavi gördüm. Ama Türkiye’de adalet sistemi de maalesef sağlıklı işlemiyor. Bu arkadaşlar suçlarını inkar ettiler. Olaya karışanlar da kalabalık bir grup olunca amiyane tabirle kim vurduya gittim.
 
Neden o kadar uzun süre tedavi gördünüz, sanırım ağır yaralandınız?
Beyin zarım yırtılmıştı. Devamlı bayılıyordum yani.
 
O saldırıdan dolayı?
 
Evet üniversite birinci sınıf öğrencisiydim.
Birinci sınıfta size karşı böyle bir saldırıyı gerçekleştirdiler.
Hala Ankara Hukuk Fakültesi’nin önünden geçerken tedirginlik yaşıyorum. Hala o okulun çevresinde gezerken arkama bakarak yürüme psikolojisine giriyorum.
 
O ağır yaralanma sebebiyle?
 
Sadece yaralanma değil, defalarca buna maruz kalıyorsun. Bir kısmını kazasız atlatmışız, bir kısmında darbe almışız.
 
SINAV ZAMANI PUSU KURUYORLAR
 
Size yapılan baskıların, saldırıların benzeri hala sizin arkadaşlarınıza yönelik de devam ediyor mu?
 
Aynı ortam, aynı sistem devam etmekte. Bu sol grupların orada konuşlanmasına fakülte yönetimleri de sesini çıkarmamakta, kolluk kuvvetlerini içeriye sokmamakta. Bunun verdiği rahatlıkla da sol görüşe mensup öğrenciler istediklerini darp edebilmekte, istediklerini okuldan dışarıya atabilmekteler.
 
Evet…
 
Okula gelmesini engelledikleri öğrencilerin mecburen sınav zamanı okula gelmelerini fırsat bilerek, o günlerde sınav salonunda öğrenci sınavını cevaplamaya çalışırken sınavın yapıldığı salonun kapısından onu tehdit eder bakışlar, hareketler, parmak sallamalar yaparak sınav çıkışında da karşıt görüşlü öğrenciyi her seferinde darp etmeyi gelenek haline getirdi bunlar. Vizelerin ve finallerin bittiği ve Ankara dışından Ankara’ya eğitim hayatlarını sürdürmek için gelen öğrencileri de memleketlerine dönerken AŞTİ’’de, otobüs terminallerinde yine darp ederler.
 
Bu üniversiteleri terörize edenlere karşı neler yapılmalı? Hangi önlemler alınmalı?
 
Öncelikle şunu belirteyim; biz birilerinin protesto edilmesine, birilerinin eleştirilmesine karşı değiliz. Tabii ki birileri protesto edilebilir, birileri eleştirilebilir. Bu demokrasinin bir gereğidir. Fakat elinde sallamayla, sopayla birilerini protesto etmeye kalkarsanız artık bu sıradan bir protestodan terör eylemine doğru şekil değiştirir.
 
O yüzden öncelikli olarak Sayın Cumhurbaşkanı’nın üniversite rektörleriyle, dekanlarıyla birebir bir araya gelip, bu konu üzerinde bir çözüm çalışması yapması gerektiğini düşünüyorum. Kolluk kuvvetlerinin resmi üniformasıyla olmasa bile sivil olarak üniversiteler içerisinde aktif olarak görevlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Hatta Emniyet Genel Müdürlüğü bünyesinde bununla alakalı bir birimin oluşturulmalı.
 
Kılıçdaroğlu, terör örgütleriyle ilişki içerisinde oldukları belirtilen ve ODTÜ’yü karıştıran öğrencileri Yörük Ali Efe’ye benzetti. Bu tepki çeken kıyaslamaya siz ne dersiniz?
Bu arkadaşlar terör örgütü sempatizanı. Yörük Ali Efe’yle aynı demeçte yer almaları bile Yörük Ali Efe’nin ruhunu zedeler, kemiklerini sızlatır.
 
CHP 27 Mayıs darbesi öncesi de üniversite öğrencilerini Menderes hükümetine karşı kışkırtmıştı. Son olaylarla amaçlanan nedir?
 
CHP’nin, Kemal Kılıçdaroğlu’yla beraber 80 öncesindeki solun üstlenmiş olduğu misyonu üstlendiğini görüyorum. Kılıçdaroğlu böyle bir yolda ilerliyor. Kendisine de tabii ki 80 öncesindeki o marjinal sol grupların tavrını benimseyen, aynı metotları uygulamaya çalışan öğrencilere sempatiyle yaklaşıyor ve onları kucaklıyor. Onları sanki haklı bir mücadelenin neferleriymiş gibi göstermeye çalışıyor ama bunu hiç kimse kabul etmez.
 
‘SUİKASTI SİZE YIKACAKLAR’ TELEFONU
 
Alperen Ocakları daha önce birçok karanlık olayla ilişkilendirilmek istendi. Sizce neden?
Nedenini bizatihi bizim kurumsal olarak yapımıza karşı değil de, düşüncelerimize karşı bir saldırı olarak görüyorum. Çünkü bizim savunduğumuz değerler milletin genelinde kabul görüyor. Bu vesileyle kurumumuzun adını kirletip, sanki birilerini asan-kesen, faili meçhul cinayetlerde adı geçen gençlerin gelip gittiği yerlermiş gibi lanse edilmeye çalışılıyor.
 
Ama kesinlikle öyle bir şey yok.
Hrant Dink vurulduğu zaman yine Alperen Ocakları Genel Başkanlığı koltuğundaydınız. Medya saldırıyı Alperen Ocakları’yla ilişkilendirmeye çalıştı. Saldırının Alperen Ocakları’yla ilişkilendirilmek istenmesi önceden planlanan bir şey miydi?
 
Kesinlikle. Yani bu önceden yazılmış bir senaryo. Bu senaryonun da figüranları görevlerini yerlerine getirdiler. Bunun başlangıcı da belliydi, sonu da belliydi. Planlandığı şekilde de cereyan etti. Olay günü tanımadığım bir numara beni aradı.
 
Saldırı olduktan sonra mı?
Evet saldırı olduktan sonra aynı gün beni aradı. Henüz daha Alperen Ocakları’nın ismi bile geçmiyordu. Dedi ki: “Bir televizyon kanalını açın. Biraz sonra bu cinayeti sizin kurumunuzla ilişkilendirecekler.” O gün bu gerçekleşmedi. Fakat 2 gün sonra bu cinayeti bizim ocaklarımızla ilişkilendirmeye çalıştılar. Bu da senaryonun tabi önceden hazırlanmış olduğunu gösteriyordu.
 
Alperen gençlik kendilerini töhmet altında bırakabilecek kişilere karşı gerekli tedbirleri alıyor mu?
 
Şu an şöyle bir çalışma başlattık, burası vakıf oluyor. Vakıf kurma çalışmaları henüz tamamlanmadı ama tamamlanmak üzere. Bu da tabii ki kurumsallaşma adına önemli bir mesafe katetmemiz manasına geliyor. Artık bundan sonra bütün üyelerimiz kayıt altına alınacak. Bu bundan sonra konferanslarımıza, seminerlerimize, ocaktaki faaliyetlerimize gelen-giden insanların kayıt altına alınması mecburiyetini de doğuracak. Tabii kurumsallaşmanın bize bu noktada faydalı olacağını düşünüyorum. Ama illa birileri bizi bazı olaylarla ilişkilendirmek isterse de buna karşı alınacak hiçbir önlem yok yani.
 
KAZA KÖYÜMÜZE YAKIN YERDE OLDU
 
Merhum Yazıcıoğlu ve arkadaşlarının vefat ettiği kazayla ilgili başlatılan soruşturma ne aşamada? Sonuç alınabileceği konusunda bir ümidiniz var mı?
 
Şimdi ümidim yok desem olmaz. Ama eğer ki bu haliyle devam ederse ben bu davanın üstünün örtülmeye çalışıldığını düşünüyorum.
Kim tarafından?
 
Yani bu soruşturmanın birçok sacayağı var. İşte ilk öncesinde helikopterin kimin tarafından düşürüldüğü, düşürülüp düşürülmediği… Helikopterin düşmesinin ardından arama kurtarma çalışmalarının aksatılması, doğru düzgün arama kurtarma çalışmalarının yapılamaması… Aynı gün helikopterin düştüğü yere intikal ettik arkadaşlarımızla beraber.
 
Benim köyüm oraya çok yakın bir yerde. Kahramanmaraş Göksunluyum. İlk gün gittiğimiz zaman orada medyaya yansıdığı şekliyle ne kasa uçakları uçmaktaydı ne binlerce asker orada görevliydi ne köy korucuları tarafından aranmaktaydı ne de AKUT’tan temsilciler vardı. Gittiğimiz zaman sadece 3 tane er-erbaş, bir tane astsubay, 5-10 tane ‘gönülsüz’ köy korucusu, AKUT’tan gelen ayağında kar botu bile olmayan insanlar vardı.
 
Eğer orada bir helikopter veya uçakla arama yapılmış olsaydı kesinlikle ilk gün bulunabilirdi. O gün çevrede sis yoktu. Fakat ben kasıtlı olarak arama kurtarma çalışmasının yapılmadığını düşünüyorum.
Zaten enkazı ilk olarak sizin hemşerileriniz buldu. Konuştunuz mu onlarla?
Onlarla da konuştuk. Onlar da tabii baskı altına alınmışlardı. Birçoğunun cep telefonuyla çektiği resimler vardı. Bunların jandarma tarafından silindiğini ifade ettiler.
 
Neyi çekmişler, cenazeleri falan mı görüntülemişler?
 
Herhalde cenazeler de var. Bir tane arkadaş da şunu anlatmıştı bana: “Enkazı bulduktan sonra donma tehlikesi geçirdik. Geri döndük. Asker bizi yer göstermemiz için helikoptere aldı. Helikopterden giderken ‘işte şurası’ diye gösteriyorum ‘neresi, neresi’ diye lafı geçiştirip üzerinden geçip gittik defalarca.”
 
Yeni Akit
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.