Filistin’de silahsız göstericiler düpedüz katlediliyor, üstelik İsrail denen terör örgütünün sözcüsü “o kadar insanı hapse atamazdık ya” diyor.

Dönüp Batıya, “nerede hani insan hakları?” diyoruz. Ses yok.

Suriye’de bombardımanlarda binlerce çocuk hayatını kaybediyor. “Ey Batı nerdesin, işlenen insanlık suçunu görmüyor musun?” diyoruz .

Batı dönüp bize, bir tek sivilin burnunun kanamadığı Afrin harekatı için “endişeliyiz” diyor. Myanmar’da insanlar inançlarından dolayı diri diri yakılıyor, katlediliyor yurtlarından sürülüyor, kimsenin sesi çıkmıyor. Hatta Batıdan önce içimizden bazıları “onlar terörist” diyebiliyor.

Ama biz televizyonlarda el arabalarında taşınan yaşlıları, yayan yollara düşmüş sırtında bebekleriyle dul kalmış kadınları, babasız çocukları görüyoruz. Bosna’da Avrupa’nın ortasında onbinlerce Müslüman şehit ediliyor, kadınların, kızların ırzına geçiliyor.

Batı ancak, Müslümanlar toparlanıp toprak kazanmaya başlayınca harekete geçiyor. Bizler Batılıların kurdukları Birleşmiş Milletleri, Uluslararası Adalet Divanını, İnsan Hakları örgütlerini bir şey zannedip bir şey söylemelerini, harekete geçmelerini bekliyoruz. Bir iki cılız mırıltı anlı şanlı örgütlerin karar organlarında vetoların arasında kaynayıp gidiyor.

Gidecek de. Aslında Batı insani anlamda içinde bulunduğu ortaçağ karanlığından hiçbir zaman çıkmamıştır ve çıkmaya da niyeti yoktur.

Batı hiçbir zaman insanileşmemiştir. Batı bilgi biriktirmiştir ama biriktirdiği bilgiyi sermayeye ve sömürüye dönüştürmüştür. Zalimliğinden, kıyıcılığından, bencilliğinden, kendine adil olmaktan hiçbir zaman vazgeçmemiştir.

Batı, Dünya’da elinin yetiştiği her yeri sömürmüştür, daha önce el koyduğu ülkelerde bu gün de süregelen fakirliğin, açlığın ve geri kalmışlığın sebebi bu sömürüdür. Milyonlarca Afrikalı’yı köleleştirerek Avrupa’ya ve Amerika’ya götürmüşler, akıl almaz insanlık dışı şartlarda çalıştırmışlar, bir çoğunu da okyanusun karanlık sularında balıklara yem etmişlerdir.

Çıkardıkları 1. Dünya savaşında 13-15 milyon, 2. Dünya savaşında ise 65-75 milyon civarında insanın ölümüne sebep olmuşlardır.

Ancak, zorbalığa ve acımasızlığa dayalı zenginlikleriyle gözlerimizi kamaştırmayı başarmış ve insanlık maskesi ardındaki çirkinliklerini ve çifte standartlarını hep gözden ırak tutmuşlardır.

Biraz gözlerini aralayıp bakanlar, Birleşmiş Milletler, Uluslararası Adalet Divanı, Avrupa Adalet Divanı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Savaş Suçları Mahkemesi, Dünya Bankası WHO, FAO, UNESCO vebenzeri gibi anlı şanlı kurumların Dünyaya barış, adalet, özgürlük getirmek için kurulmadığını, batının ele geçirdiği üstünlüğü devam ettirmek ve refahına başkalarının ortak olmasına engel olmak için kurulduğunu hemen anlayacaklardır.

O nedenle Batının bizim gördüğümüzü görerek adil bir yaklaşım sergilemesini ummak boş bir beklentiden başka bir şey değildir. Batı hep kendi istediği yönden bakmıştır ve neyi görmek istiyorsa onu söylem haline getirmiştir.

Bu nedenle de rahatlıkla “PKK/PYD bizim için tehdit değildir bizim için DEAŞ tehditdir, siz PKK/PYD ile savaşmayın bizim için DEAŞ’la savaşın” diyebilirler ve bunu söylerken de çok haklı olduklarına inanırlar. Kendileri için tehdit olarak gördükleri oluşumlara karşı her türlü illegal yapıyı destekler, silahlandırırlar.

Bu yapıların başka ülkeler için, insanlık için tehdit oluşturup oluşturmadıklarına bakmazlar. O nedenle PKK/PYD gibi örgütlere hesapsız para akıtırlarken söz verdikleri halde Suriye’den kaçmak zorunda kalan insanlara yardımda bulunmazlar.

FETÖ denen alçak örgütün elebaşına ev sahipliği yaparlar, darbe girişimine destek verir, başarısız olunca da örgüt mensuplarına kucak açar onların koruyucusu kesilirler. Güney Amerika’daki en vahşi gerilla oluşumlarını kendileri ile iyi geçinmeyen devletlere karşı desteklerler, darbeler organize ettirirler.

Dünya sadece Avrupa ve ABD’den ibaret değildir. Dünyanın nüfusu 7,6 milyara ulaşmıştır. ABD’nin nüfusu 325,7 milyon, Avrupa’nın nüfusu 741,4 milyondur. Dünya’da kabul edilebilir bütün insanlığa çare olabilecek uluslararası bir düzenin oluşabilmesi için sadece Batının çıkarlarına hizmet eden mevcut yapıya son verilmesi gerekmektedir.

Bu da Batının diğer coğrafyalar üzerindeki egemenliğinin ve etkisinin son bulmasına ve bütün devletlerinin gereği gibi temsil edileceği adil bir sistemin kurulmasına bağlıdır.

Bizim de her insanlık dramında başımızı Batıya çevirip “hani insan hakları” demekten vazgeçerek hakkı da, adaleti de kendi kendimize tesis etmemizin zamanıdır.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.